|
09/06/2006 Cuma
Bildiğimiz gibi, ilk, orta
ve lise yarışlarına Milli Eğitim yarışları diyoruz. 1998 yılına kadar
ferdi sporculardan oluşan il takımlarının yarışı olan bu yarışın
programı değiştirildi. Okullardaki takım sporları arasına giren
sporumuz, değişik bir sorun ile karşı karşıya geldi.
Çünkü bu sporu
okullardaki birçok Beden Eğitimi öğretmeni bilmiyordu. Onlar, varsa
yoksa voleybol, basketbol ve futbol diyor, yüzmeyi atletizm ile bir
tutup ferdi sporlar kategorisine sokuyorlardı.
Bu sonuç, 1999
yılında ne ise, bu gün de aynı şekilde devam ediyor. Yani onlara göre
yüzme, ferdi bir spordur.
Hayır.
Yüzme bir takım
sporudur. Nasıl ki, futbolda, bir sürü futbolcu gol oluncaya kadar topa
vuruyor ve yön veriyorsa, yüzmede de, ana puan çıkıncaya kadar o kadar
yüzücü suya atlayıp puan toplama adına çaba harcıyor.
Sonuçta, futbol
maçının sonucu 2-1 olurken, yüzmenin sonucu da 12 bin puana 11 bin puan
olarak bitiyor ve kürsüye sadece bir takım çıkıyor.
Son 3 yıl
öncesine kadar elde edilen sonuçları, Türkiye ilk 10 lar sıralamasına
konulmayan; baraj geçilse dahi sayılmayan bu yarışmalar, her geçen gün
önem kazanıyor.
Dahası bu durum, okulundan spor bursu alan öğrenciler için daha da büyük
bir önem taşımaya başladı.
Çünkü özel okul
fiyatlarında sadece akademik başarı elde edenler ile sporda başarı
gösterenlere indirim uygulanıyor. Bu akademik başarı il içinde yapılan
toplu sınav sonuçlarında elde edilen başarılar olurken, spor başarısı
ise takım veya ferdi sporcuların il içi ve il dışı başarıları olarak
görüldü.
İşte burs
kazandıran ve indirime yol açan sporlar arasına giren yüzme sporumuz,
devlet okullarından daha çok, özel okullarda ilgi görmeye başladı.
Üniversite
şenlikleri sırasında Basketbol müsabakalarını hep Tıp Fakültesi öğrenci
takımları alırdı. Bunun nasıl olduğu araştırıldı ve şu gerçek ortaya
çıktı.
Anadolu
Liselerinde okuyan öğrenciler genellikle basketbola meraklıydılar. Çünkü
okutulan dil ve Amerikan sporları, bu çocuklarımızı etkiliyor ve
kolejlerde basketbol ön plana çıkıyordu.
Devlet
okullarına oranla daha ciddi bir eğitim alan bu çocuklar, üniversite
sınavlarında başarılı olup özellikle Tıp Fakültelerinde buluşunca ortaya
çok güzel takımlar çıkıyor, ancak bu öğrencilerin bir araya gelmeleri
ise, yılda bir kez oluyor ve güzel bir basketbol ziyafetinden sonra
alınan kupa fakülte müzesine getiriliyordu.
Son yıllarda
Anadolu liseleri ve özel okullarda durum biraz farklılaştı. Çünkü
basketbolun yerini yüzme almaya başladı.
Pekiyi Milli
Eğitimin görüşünde bir değişiklik oldu mu?
İşte bu soruya
yanıtımız ise şöyle :
Fifti fifti.
Yani hem evet
hem hayır.
Birincisi
yarışlar için yapılan toplantıya bazı Beden Eğitimi öğretmenleri ilgi
gösterip gelmiyor. Kimileri bazı kulüplerin güdümünde hareket ederek
masaya oturuyor. Kimileri ise yardım talep edip gerçekten başarı elde
etme adına bir şeyler yapmaya çalışıyor. İkincisi ise de yüzme ile
futbol karıştırılıp ilginçlikler yaratılıyor.
Hele hele
öylelerini gördük ki, çektirdikleri fotokopi ile kulüplere göz dağı
vermek için, istersek bu çocukları kulüplerde yüzdürmeyiz diye yazılı
tehditte bile bulundular.
Konulan
kuralları kendilerine göre yorumlayıp ona uymak uğruna, yüzme sporunu
katleden bazı yöneticiler ise, çocukları 1 yıl boyunca hazırlandıkları
bu yarışlara sokmamak gibi bir gaflette bulundular ki, bu da affedilir
cinsten değildi.
Bu yıl yapılan
yarışlara şöyle bir bakıyor ve de şunları görüyoruz.
Liseliler
Türkiye Şampiyonası ilimizde yapıldı.
İlk ve orta
okul takımları ise il dışına gitti.
………………………………
Büyük illerde
uygulanan bir prensip vardır.
Şampiyon olan
okul takımındaki sporcu çoğunluğu hangi kulüpte ise, o kulübün antrenörü
ile anlaşılır ve diğer kulüplerin antrenörleri ile görüşülerek yarışlara
öyle gidilir. Velilerin kafileye sokulması yasaktır. Destek
olacaklarsa, bu teklif kafileden geldiği zaman yapılacaktır.
Biz de de böyle
mi oluyor.
Hayır koca bir
fiyasko yaşanıyor. Hem de ne fiyaskolar. Adeta zincir.
Gelelim
yazımızın sonuna.
Milli Eğitim
yetkililerine sesleniyoruz.
Eğer ki, gidilen
deplasmanda başarı elde edilmek isteniyor ise lütfen aşağıdaki
önerilerimize kulak veriniz. Çünkü, bu görüşler, ilimizin spor
başarısını yükseltecek ve göğsümüzü kabartacaktır.
1- İl
takımlarındaki sporcu çoğunluğu hangi kulüpte yoğunlaşıyorsa, o
çocukların dilinden anlayan o kulübün antrenörüdür ve o gönderilsin. Bu
konu bir gelenek haline getirilip bir daha da unutulsun.
2- Takım
oluşturulurken, belirli bir kulübün sporcuları gözetilmesin.
3- Deplasmana
gitmeyeceği bilinen ve yarışlara girerek birinci olacak sporcular yarışa
sokulmasın. Çünkü bu sporcu il birincisi olduğu için yarışlara ferdi
olarak gitme hakkı elde ediyor fakat gitmiyor. İkinci olan sporcu ise bu
haktan yararlanamadığı için ilimize ait başarı düşüyor. Bu durumda olan
sporcular gerekirse disiplin cezası ya da benzeri cezalara çarptırılsın
ve emekler boşa gitmesin.
4- Kafileler
için, gezi organizasyonlarına uygulanan kurallar uygulansın. Yani yola
çıkılacak araç en fazla 5 yaşında olsun.
5- Araç
şoförleri yanında ailelerini ya da çocuklarını getirmesin.
6- Okul
yöneticileri eşlerini ve çocuklarını getirmesin.
7- Beden
Eğitimi öğretmenleri eş dost akraba ve ana-babalarını getirmesin.
8- Kısacası
Deplasmanlar, “seyahat” olarak görülmesin.
9- Kafile
başkanı olan idareciler, kafalarına göre hareket edip kafileden
ayrılmasın.
10-
Kafilelere
çocukların anne ya da babaları alınmasın.
11-
Anne babalar
kalınan otel ya da misafirhanelerde kalmasın.
12-
Çocukların
yatış ve kalkış saatlerine karışmasınlar.
13-
Anne ve
babalar çocukların ne yiyip içeceğine karar vermesinler ve el altından
çocuklarına meyve getirip yedirmesinler. İdareci ve antrenör izini
olmadan yiyecek vermesinler ve en önemlisi 1 adet muz değil, tüm
kafileye yetecek kadar muz ya da meyve veya tatlı getirsinler.
14-
Aileler,
çocuklarına dadılık yapmak için koşuşturup bizleri diğer illerin gözünde
küçük düşürmesinler.
15-
Bir ellerinde
kronometre, diğer ellerinde havlu ya da hırka sallayıp bas bas
bağırmasınlar. Sinirli tavırları ile diğer çocukların morallerini
bozmasınlar. Daha da önemlisi, tribünlerde çocuklarını kucaklarına alıp
şefkat gösterilerinde bulunmasınlar. Annesi ya da babası orada olmayan
çocukları yaralayıp, başarılarına gölge düşürmesinler.
16-
Gidilen il
içinde otobüsü dolmuş gibi kullandırmasınlar. Bizi şurada bırakın ya da
5 dakika bekleyin gibi sözlerle, kafilenin programını olumsuz yönde
etkilemesinler.
17-
Çocukların,
moral amaçlı sosyal gezilerine karışarak yöneticileri yanlış
yönlendirmesinler.
18-
Kısacası
yönetici ve antrenörlere “güvenilmez” havası yaratarak her işe
karışmamaları için bu yolculuklar sırasında mümkünse çok uzakta
dursunlar. Ya da çocuklarını bu yarışa göndermesinler.
19-
İşte o zaman
başarımız yükselecek ve itibarımız artacaktır.
Saygılarımızla.
Eskyuzme.com |